- Çocuk donmamış beton gibidir. Üzerine ne düşerse izi kalır.
- Çocukların nasihattan çok iyi örneklere ihtiyacı vardır.
- Çocuğunu iyi eğiten kimse, düşmanının bel kemiğini kırar.
- Çocuğun ortaya koyacağı şahsiyet; fıtrî değil kesbiîdir, terbiyevîdir.
Sevgili anne ve babalar, Çocuğunuzu.............
-Hoşgörüyle yetiştirirseniz, Sabırlı olmayı öğrenir.
- Destekleyip yüreklendirirseniz, Kendine güven duymayı öğrenir.
- Yaptığı güzel şeyleri över ve beğenirseniz, Takdir etmeyi öğrenir.
- Hakkına saygı gösterirseniz, Adil olmayı öğrenir.
- Güven ortamı içinde yetiştirirseniz, İnançlı olmayı öğrenir.
- Kabul ve onay gösterirseniz, Kendini ve başkalarını sevmeyi öğrenir.
- Aile ortamı içinde dostluk ve arkadaşlık gösterirseniz, Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
- Sevgi içinde büyütürseniz, Güvenmeyi öğrenir.
- Sürekli eleştirirseniz, Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
- Kin ortamında büyütürseniz, Kavga etmeyi öğrenir.
- Alay edip aşağılarsanız, Sıkılıp utanmayı öğrenir.
- Devamlı utanç duygusuyla eğitirseniz, Kendini suçlamayı öğrenir.
- Devamlı gülünç duruma düşürürseniz, Çekingen olmayı öğrenir.
- Kendisine inanmazsanız, Dolandırıcılığı öğrenir.
- Aşırı hoşgörülü olursanız, Bencilliği öğrenir.
- Her zaman tenkit ederseniz, Kendini kabahatli bulmayı öğrenir.
Çocuklara İffetli Olmayı Öğretelim
Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi geçirmek kadar zor geliyor.
Bir eğitimci olarak etrafımda gelişen olayları daha dikkatli gözlemleme ihtiyacı hissetmekteyim. İçinde bulunduğumuz olumsuz hayat şartları, aile yapımızda çok büyük değişikliklere neden oluyor. Bu değişikliklerin git gide olumsuz yönde artması doğrusu çok korkutucu. Bütün olarak aile, birey olarak anne, baba, kız çocuk, erkek çocuk, yaşlı ebeveyn, yakın akrabalar hak ve vazifelerini unutmuş ve bir karmaşa içinde sürükleniyor.
Gezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor. Anneyı-babayı dinlemiyor. Anne her iki taraf arasında şaşkın. Herkes yalnız. Bu yalnızlık; babayı sokağa veya işine, anneyi boş işlere, çocuğu arkadaşlara, içkiye, sigaraya, uyuşturucuya yakınlaştırıyor. Öyle ki ne babanın işinden annenin haberi var, ne de annenin gününü nasıl geçirdiğinden babanın. Çocuğun okuldaki, sokaktaki hayatı kimseyi ilgilendirmiyor.
Evden ayrılırken "Allah'a ısmarladık ben çıkıyorum!!" deyip dışarı fırlayan kızının, oğlunun girip çıktığı yerden haberi olmayan bir aile. Öyle aşırılıklarla karşılaşıyor ki ne yapacağını şaşırıyor. Günün birinde çantasını omuzuna alıp giden 13-14 yaşlarındaki kız, kaşları yolunmuş, yahut kulağına üç dört delik açılmış, elinin parmakları sigaradan sapsarı olmuş, elinde bira şişesi ile, oğlan arkadaşını koluna takmış olarak karşısına dikilince, anne-baba şaşkınlıktan kriz geçiriyor. "Biz ne yaptık veya ne yapmadık ki çocuğumuz böyle hatalar işliyor" diye düşüneceklerine toplumu, okulu, çocuğun arkadaşlarını suçlamaya başlıyorlar. Şaşkınlık geçtik2en sonra yaşananlar ise akla hayale sığmıyacak, insanlık dışı olaylar.
Çocuklarımız daha büyük yaşlarda daha büyük hata ve günahları kolayca işleyebiliyor. Üniversite çağındaki gençler arasında kız erkek ilişkisi zaman zaman ailelerinden habersiz aynı evi paylaşma noktasına varabiliyor. İşin en garip tarafı dindar olduğunu iddia edenler bu işi imam nikahı (!) ile meşrulaştırdıklarını sanıyorlar. Bu ne korkunç bir yozlaşma ve yüzsüzlük (!) anlamakta güçlük çekiyorum. Okul bitince "sen sağ ben selamet" deyip ayrılmak üzere birlikte yaşayan genç kız ve erkeklere yaptıklarının hata olduğunu birilerinin anlatması gerek. Bu çocuklar bizim çocuklarımız ve geleceğimiz.
Çocuklarımızın bu derece yozlaşmasına, terbiye sınırını bu derece aşmalarına en büyük sebep mutlu ve anlayışlı bir aile ortamı sağlanmamasıdır. Anne babasıyla aynı sofrada yemek yemenin, aynı saatlerde kalkıp kahvaltı etmenin zevkini ve mutluluğunu unutmuş, karşılıklı saygı ve sevgi alışverişinin tadını hiç tatmamış aile ortamında yetişen bir çocuk, elbette ailenin kutsiyetini bilmeyecektir.
Böylece saygı ve sevgiyi tatmadan büyüyüveren çocuk, kendisini bağımsız bir ortamda bulunca ne yapacağını şaşırmaktadır. Bu çocukları suçlamıyorum. Çünkü biz çocuklarımızı daha doğar doğmaz dipsiz bir kuyuya atıyoruz, tutunacak bir ip veya tırmanabileceği bir merdiven uzatmadan "bu kuyudan çıkmalısın diyoruz." Oysa o kuyunun içinde yılanlar çıyanlar çocuğumuzu maddeten ve manen tüketiyor. Çocuk hayatın gerçeklerini yaşadığı ortam zannediyor. Hz. Ömer "İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız." demiyor mu?
Çocuk, bazen olumsuzlukların farkına varıyor, ancak çözümü yine o ortamda arıyor. Üzgün mü; hemen içki, uyuşturucu serbest seks imdada yetişiyor. Ne yedin? Ne içtin? Kimle beraber oldun? diye soran yok. "Oh ne güzel!!" demek geliyor ama güzel değil. Çünkü yemek, içmek ve her türlü şehvetin kuranı olan insan insanlıktan çıkar ve şehvetin yaygınlaştığı bir toplum pis ve rezil bir toplumdur. İnsanlık basamaklarının en aşağısındadır.
Bu karmaşa içinde çocuklarımıza nasıl davranacağımız konusunu iyiden iyiye düşünüp davranış biçimi geliştirmek zorundayız.
Bu konuda, Merhum Muhammed Kutup, "Taklitlerin Çarpışması" adlı eserinde, düşüncelerimize ne kadar güzel tercüman olmaktadır. Açık konuşalım...
Bu gün içinde bulunduğumuz ahlâki çözülmenin bir takım "objektif" sebepleri var mıdır?...
Hangi örf ve adetlerin kalması, hangilerinin silinip gitmesi lâzım geldiği konusunda açık bir kanaat ve görüşümüz mevcut mu?
Genç kız ve delikanlılarımızın üzerinde bulunmalarını istediğimiz şekil hakkında bir fikre sahip miyiz?
Onların kendilerini ne dereceye kadar hür kabul edecekler?
Hangi kanun hayatlarını zabtu rapt altına alıp yön verecek?...
Genç kız her tarafa gidecek mi?
Kendine bir erkek arkadaş bulabilecek mi?
Aile bunu bilecek mi yoksa sır olarak mı kalacak?
Öğrendiği zaman kızacak mı yoksa tanımamazlıktan gelerek görmeyecek mi?
Veya ellerini açıp delikanlıyı kucaklayacak mı?
Genç kız nişanlısı ile birlikte sinemaya, tiyatroya, tenha bahçelere, veya hiç kimsenin görmeyeceği yerlere gidecek mi?
Vücudunu teşhir eden bir (robla) giysiyle dışarıya çıkacak mı?
Bu giysinin kumaşını kendisi seçip, bacaklarını, sırtını ve göğsünü açacak bir stilde modasını kendisi mi tayin edecek?
Yoksa bu işi aile mi yapacak?
Dışarıya çıkarken nereye gittiği sorulacak mı?...
Uzaktan yakından gözetilecek mi yoksa bütün bağları salınacak mı?
Eve geç geldiğinde "nerede idin" diye sorulacak mı?..
Yoksa bu onun özgürlük sınırı içinde bir hak olarak mı kalacak?..
Şimdi madalyonun diğer yüzüne gelelim. Genç delikanlı her tarafa gidecek, kendisine hasıl olacak kolaylıklara göre cinsi ihtiyaçlarının tümünü veya bazısını tatmin edeceği bir kız arkadaş bulabilecek mi?...
Çocuğun babasına karşı durumu nasıl bir seyir takip edecek?
Delikanlı evleneceği kız için kendisi mi dünürlüğe gidecek, yoksa başka birini mi gönderecek?
Kiminle evlenecek?
Yolda, sinemada, parkta tanıdığı, öğrenimde ve işte arkadaşlık ettiği veya hiç tanımadığı bir kızla mı evlenecek?
Evlilikte ortaya koyacağı şartlar ne olacak ve evleneceği kızın bu şartları kabul edip etmeyeceğini bilebilecek mi?
Bir kızla arkadaşlık edip, onunla yapacağını yaptıktan sonra, şayet beğenirse mi evlenmek için dünür gönderecek?
Yoksa temiz bir dostluk mu kuracaklar? Bu temizliğin derece ve gayesi ne olacak?
Kızın kendisine beslediği sevgiyi nasıl anlayacak?
Bunlar ve daha bunlara benzer, yüzlerce binlerce misal zikredilebilir.
Evet bizim Millet, yazar ve düşünürler olarak bu konuda açık bir fikrimiz, tayin edilmiş bir hedefimiz var mı? Yoksa işi şartlar neyi gerektiriyorsa 0 olsun diyerek kendi haline ezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor.
Merhum Muhammed Kutup'un sorusuna "-Maalesef bunca zaman geçmesine rağmen, bu konuda açık bir fikrimiz yok ve tayin edilmiş bir hedefimiz yok." diye cevap vermek zorunda hissediyorum. Ve keşke bunca zaman içinde bir cevap oluşturabilseydik diye hayıflanıyorum.
Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi geçirmek kadar zor geliyor. Eğitim sistemimiz ve medya onları o kadar olumsuz etkiliyor ki iffetli olmak, namuslu olmak önemsiz kavramlar olarak kabul ediliyor.
Sayın Veysel Gani'nin Türkiye Gazetesinde Kasım 1998 de yayınlanan bir yazısında "Milli Eğitim Bakanlığı"nca hazırlanmakta olan Orta öğretim kurumları Disiplin yönetmeliği akıl ve bilimden çok, ideolojinin yönlendirdiği değişiklikler içermektedir. "İffete aykırı bulunmak" yönetmelik kapsamından çıkartılarak yerine çok muğlak. "Genel ahlâka aykırı davranmak" füli ihdas edilmek istenmektedir. İffet namus ve temizlik demek olduğuna göre Milli Eğitimde namus ve temizlikten rahatsız olan bir zihniyet neyi amaçlamaktadır." Bölümünü okuyunca geçen yıl yaşadığım bir olay aklıma geldi. Yaz tatillerinde ailelerin isteği ile bazı genç kızlara Kur'ân, ilmihal ve ahlâk dersleri vermeye çalışırım. Öğrencilerim, genellikle aile ortamında dini motiflerin çok yaşanmadığı ancak "bize öğretmediler çocuklarımız öğrensin. İlerde bize bir Fatiha okusun." zihniyetindeki ailelerin çocuklarıdır. Bu çocukların her biri birer pırlanta. Öğrenmeye o kadar hevesliler ki sıhhat sorunlarıma rağmen onlarla ilgilenmek çok zevk veriyor. Geçen yaz bir gün; yaşları 10-16 arasındaki kız öğrencilere toplum ilişkilerinden bahsederken;
- "Sakın bedeninize kimsenin dokunmasına müsaade etmeyin. Sizi incitmelerine izin vermeyin." diye bir tavsiyede bulunmak istedim. Masa başındaki çocuklar önce şaşkınlıkla birbirlerinin gözüne baktılar, sonra başlarını öne eğdiler. Bunun üzerine,
- "Ne o çocuklar! çok mu acayip konuştum, evet, siz istemezseniz kimse size dokunamaz" deyince,
Sosyal Demokrat düşünceye sahip bir ailenin kızı;
- "Siz öyle sanın hocam, peki okulda merdivenlerden inerken pandik ten nasıl korunacağız lütfen söyler misiniz?" deyince çocuklar arasında kıkırdaşmalar oldu. Bu sefer şaşıran taraf ben olmuştum.
- "O da ne demekmiş?" diye sorduğumda, uzun süren bir suskunluk yaşadık. Ayıp bir şey olduğunu anlamıştım ancak doğruluğunu teyid etmek için.
- "Hadi utanma söylediğin şeyin anlamını bilmiyorum anlat da öğreneyim. Hep ben mi size öğreteceğim?" dediğimde;
Aynı çocuk utana sıkıla;
- "Hocam okulumuz çok kalabalık ve merdivenler dar geliyor, acele acele derse koşarken erkek arkadaşlar, kasten çeşitli yerlerimize dokunuyorlar. İşte buna pandik deniyor" dedi.
13 yaşındaki bir çocuğun bu itirafı beni o kadar şaşırtmıştı ki bu konuda daha fazla bilgi almak için masa başındaki bütün çocuklara tek tek baktım ve;
- "Böyle bir şeye nasıl müsaade ediliyor, öğretmenleriniz görmüyor mu?" diye sorduğumda aldığım cevapları her çocuğun ayrı ayrı başlarından geçenleri, eğer yazacak olsam yazının bu bölümüne kocaman bir kırmızı nokta koymak gerekir. Bu dersin sonunda orta öğretim çağındaki bu çocuklara ve diğerlerine, sahip olmak gerektiğini bir kez daha anlamıştım. Daha on yaşlarındayken bu şekilde hareketlere muhatap olan kız çocukları ve onları bilinçli bir şekilde taciz eden erkek çocuklar, Üniversite çağına gelince elbette bu kadar serbest olacaklar diye düşündüm ve yüreğimden bir şeyler koptu. Erkek olsun kız olsun çocuklara haya, iffet ve namus kavramları tanıtılıp öğretilmelidir.
Bütün olumsuzluklara rağmen bu başarılabilir. Bu konuda asla erkek-kadın farkı gözetilmemelidir. Çünkü erkeklerin namuslu olmadığı bir toplumda, kadınlar iffetli olmaya devam edemezler. Oysa memleketimizde çocuklar cinselliklerinin dorukta olduğu çağlarında hiç bir ahlâk kuralına uymaksızın erkek-kız diz dize eğitim almak zorunda. Bu dipsiz kuyu değil de nedir? Çocuklarımıza ahlâki değerlere saygı ve ahlâklı yaşamanın yücelikleri anlatılacak diye Din Bilgisi Ahlâk derslerini kaldırmak ve bu derslerin okutulduğu okulları kapatmakla meşgul olan bir sistemin içinde eğitmek zorundayız.
Hesapsız olarak şehevi duygulara kapılmış olan toplumlar mahvolup yıkılmaya mahkum olan toplumlardır. Zira şehvetin kol gezdiği bir toplumda aile yuvasının huzurundan, çocukların mutluluğundan söz edilemez. Halbuki toplum yapısındaki ilk birlik evdir. Ve bir yavrunun doğarak gelişme basamadığında ilerlediği yegane yuva aile yuvasıdır. Onun için aile yuvasının emniyetinin, güveninin, maddi manevi her türlü temizliğinin sağlanması ve istikrarının korunması gerekir. Ve böyle bir havada ancak anne ile baba birbirine güvenir ve yuvanın korunmasını temin edebilirler, çocuklar terbiyeli huzurlu ve mutlu olabilirler.
Anne baba olarak çocuklarımıza karşı görevlerimizin ne olduğunu öğrendikten veya hatırladıktan sonra onlara haklarını iade etmeliyiz. Bu kadar bağımsızlığın içinde gençlerimiz mutsuz huzursuz ve perişan. Artık çocuklarımıza sahip olma zamanı geldi. Lütfen onlarla biraz daha yakından ilgilenelim. "Babanın çocuğuna iyi bir terbiye ve talim vermekten daha güzel hediyesi olamaz." Eğer bir adım atacak olursak onların iki adım geleceğinden eminim. Çünkü sanıldığı gibi çocuk aşırı bağımsızlıktan hoşlanmaz. Onlara sevmeyi saymayı öğretmeliyiz. Sevgi vermeliyiz ki onlarda sevsin ve saysınlar.
"Önemli olan bağı dağ olmadan bağ yapmaktır."
Çocuk Eğitiminde Aile
Ebeveynlik, sadece olduğunuz bir şey değil, yapınanız gereken bir görevinizdir. Anne-baba olmak, eylemi gerektirir. Ebeveynlik; İslam, yaşam, ilişkiler, dürüstlük ve saygı gibi konularda çocuğunuzun neleri bilmesi gerektiğine karar vermenizi de içerir. Kendi kişisel karakterlerini oluştururken çocuklarmıza belli konularda yardım etmeyi kapsar. Anne baba olmak, çocuğumuza nasıl bağımsız ve sorumluluk sahibi iyi müslümanlar olacağı hususunda örnek olmayı gerektirir.
İslam'a ve insanlığa hizmet eden, huzurlu bir dünya ve aile için sağlıklı nesillere ihtiyaç vardır, bunun için de kadınlarımıza çok büyük görevler düşünmektedir. Kadınlarımız çocuklarmın elbiselerinin temizliğine gösterdikleri özenden daha çok kalplerinin temizliğine, çocuklarmın karmlarmı doyurmaya gösterdikleri özenden daha fazlasını kafalarmın doyurmaya özen göstermek zorundadır, aksi halde çocuklarımız bir canavar olarak yetişecektir.
Her kadın ve erkek bir başka kadının eseridir, kadın anadır, kadını da erkeği de insan gibi yetiştirme sorumluluğu kadına aittir, onun için kadınımızın daha fazla okuması, daha fazla düşünmesi, yaşadığı dünyaya tanıklık etmesi gere kir. Eğer kadınlık ve analık görevlerini yerine getirmezler ise çocukları adam gibi yetirmez. Bu ise kendi başlarına hem de toplumun başına bir bela sarar.
Bu bozuk düzen içinde, çocuklarının yine bu düzenin okullarında, imanlı fertler olarak yetiştirmeye çaba gösterirken, unutulmamalıdır ki çocuklarımızın ve bizlerin cennete girmesi, çocuklarımızın üniversiteye girişinden daha önemlidir. Elbette çocuklarımız okuyacak, ilim tahsili yapacaktır, ama her şeyden önce imanlı ve kamil bir müslüman olmaları gerekir. Bunun için de kafalarının ve gönüllerinin ebeveynleri tarafından doyurulmuş olması gerekir. İslami kaynaklarda da çocuğun tabi tutulacağı eğitim ve öğretimdeki temel konular genel olarak şöyle tespit edilmiştir:
1- İtikat ve ibadete dair zorunlu İslami bilgiler.
2- Ahlak ve muaşeret kuralları.
3- Çocuğun istikbalde geçimini sağlayabilmesi için mümkün ve münasip olan bir meslek dalında pratik bilgiler.
Anlaşılacağı üzere öncelikle aile yuvası içinde çocukların vicdanını kulluk sorumluluğu periyodik olarak yerleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Çoğu anne-baba, çocuklarını yetiştirme hususunda gerçekten en iyisini yapmak isterler. Onları ihmal etmeye ya da onları incitmeye kalkışmazlar. Oysa pek çok anne-baba için ebeveynlik, günlük işlerinin arasında ikinci sıraya alır, çoğunlukla problemler ortaya çıktığında onlarla ilgilenmeye başlar. Örneğin çoğu insan iş hayatındaki amaçlarım, emekliliğini, arabasını ne zaman değiştireceğinin planlarını ... sayabilir, ama çocuğunun sağlıklı ve mutlu yetişmesi için, ne yaptığını, kendisini ve Çocuğunu geliştirmesi için ne gibi planlar yaptığını söyleyemeyecektir. Veya fiziksel olarak tüm günü çocuklarıyla birlikte geçirdikleri halde zihinsel olarak çocuklarından kilometrelerce ayrı, hiçbir şeyi paylaşmayan, emir vermek ve kuru nasihatten başka çocuk ile hiçbir şey konuşmayan bir ebeveynler görürüz. Oysa; çocukların, hayatı anne babaları ile birlikte aktif bir şekilde yaşayarak tanımaya ihtiyaçları vardır. Bu nedenle çocuğunuzla konuşun, çocuğunuzla birlikte iş yaparak paylaşın. Bir Problemi halletmeye giderken çocuğunuzu da götürerek problem çözmeyi öğretin, çocuğunuzun duygu ve bedeni ile birlikte olun.
Her çocuk anasından temiz duygularla doğar, onu Yahudi ve Mecusi yapan anne babasıdır. (El-Buhari, 6/143) Bizler nasıl yaşarsak Çocuklarımız bizlerden öyle yaşamayı öğrenir, çocuklarımızdan ancak verebildiklerimiz kadarını bekleyebiliriz, bu nedenle bizlerin ve çocuklarımızın beşikten mezara kadar öğrenmesi ve öğretmesi gerekir.
Selam ve Dua ile.
Emine BULUT KARADAĞ
Sevgi
Hemen her psikoloji kitabının his ve heyecan bölümünde yer alan sevgi için, psikolog ve pedagoglar pek çok şey yazmakta ve hepsi de sevginin gereği üzerinde birleşmektedirler.
Bebek ilk aylarda, tamamiyle pasif ve alıcı bir varlıktır. Bu dönemde onun ruhî ihtiyacı, tek kelimeyle sevgidir. Annenin ilgisi, şefkati, sıcaklığı, hatta kokusu, çocuğun sütten daha çok ihtiyaç hissettiği gıdalardır. Annenin bebeğini kucağına alması, okşaması, koklaması, ona gülmesi, bebek için en büyük saadet kaynağıdır. Onun bu sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı, bebeğin zihnî ve ruhî gelişmesi için en kuvvetli vitamindir.(55)
Sevginin önemi psikologlarca bu şekilde ifade edilirken, tıbbî yönden çocukla ilgilenenler de bu görüşlere katılmaktadırlar. Nitekim pediatrisiler (çocuk hastalıkları uzmanları) bugün bir çok varlıkların gelişmelerini sağlamak için yapılan en etkin fizikî itinanın dahi yeterli olmadığını daha iyi anlamışlardır. Sevgi ve şefkat görmeyen çocuklardan çoğu kısa zamanda canlılıklarını kaybetmekte ve hatta ölmekte iken, sevgi ve şefkat içinde büyüyen çocuklar sağlık ve gıda bakımından kısmen mahrum olsalar bile, yine de kuvvetli ve sağlıklı olarak yetişmektedirler.(56)
Sevginin önemini şu ifadeler daha belirgin bir şekilde dile getirmektedir. Mukayeseli araştırmalar, süt verme esnasında sert ve haşin davranan, sevgi göstermeyen annelerin çocuklarının, sinirli, saldırgan ve uyumsuz olduğunu ispatlamıştır.(57) Sevgi, açlık, susuzluk gibi, sürekli doyurulmak isteyen bir duygudur.(58) Çocuk temiz havaya nasıl muhtaçsa, aynı şekilde sevgiye de muhtaçtır ve bu ihtiyaç hayat devam ettiği sürece hissedilecektir.(59)
Zihnî ve ruhî gelişmenin neredeyse tek kaynağı sayılabilecek sevginin, bebekliğin ilk günlerinden başlatılıp, devamlı ve ölçülü bir şekilde olması gerekmektedir.(60) Çünkü sevginin boşluğunu doldurabilecek ve onun yerine geçebilecek başka bir şey gösterilemez.(61)
Bütün bu ifadeler, sevginin çocuk için önemi küçümsenemeyecek bir gerçek olduğunu belirtmektedir. Her şeyden önce, insan ancak sevildikten sonra sevebilmektedir. Çocukluğunda yeterli sevgi görmeyen insanların, başkalarını sevmekte zorluk çektikleri bilinmektedir. Bu itibarla, başta Allah ve Peygamber olmak üzere dinî kavramları çocuğa sevdirebilmek için, onu yeterli ve ölçülü bir şekilde sevmek ve bu sevgiyi de hissettirmek gerekir. .
55. Anne sevgisi veya onun yerini tutabilecek yakın kişinin sevgisi ile büyüyen çocuklarla, böyle bir sevgiden uzak, istenmeyen çocuk olarak büyüyenler, gıdaları bilimsel olarak verilmiş olsa bile, beden gelişmesinden zihin gelişmesine, hastalıklara karşı koyma gücüne kadar varan farklılıklar göstermektedirler. Bu ihtiyaca işaret olarak anne sevgisine "büyüme vitamini" denilmiştir. (Bk. Beyza Bilgin) "Oku! Öncesi Çağı Çocuğunda pinî Kavramlaı" MEGSB. Din Öğretimi Dergisi, Ank. 1986, sy. 8-9. s. 21.
56. Armaner, age, s. 82.
57. Arthur Jersıld, Çocuk Psikolojisi (çev. G. Günçe) Ank. 1979, s. 359. 56. Armaner, age, s. 82.
58. Halu k Yavuzer, Çocuk Psikolojisi L, İst. 1982, s. 24.
59. Jacquin, age, s. 35.
60. Samuk, age, s. 6.
61. Yörükoğlu, age, s. 138
Dr.Mehmed Emin Ay
Korku
Duygusal gelişimin içinde yer alan diğer bir duygu da korkudur. Korku, canlı varlıkların, görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en tabiî tepkidir denilebilir. Psikologlar, çocukluk çağında sık sık görülen bu ruhsal durumu, canlıyı uyaran ve kendi savunmasını sağlayan yararlı bir mekanizma olarak görmekte(62) ve korkuyu, "hem kaçınılmaz, hem de temel bir duygu" olarak nitelemektedirler. (63)
Doğduğu andan itibaren, çevresiyle çeşitli ilişkiler içine giren çocuk için herhangi bir korku objesi söz konusu değildir. Genellikle çocuklarda korkular 2-3. yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Bu yaşlar ise, zihnî gelişimin başladığı çağa rastlamaktadır.(64) Bu yaşlarda ortaya çıkan korkuların da ne kadarının telkin neticesi, ne kadarının içgüdüsel olduğu tartışılabilir. Nitekim yapılan araştırmalarda, küçük çocukların sadece kulakları dibinde duydukları kuvvetli bir ses ve dengelerini kaybederek düşmekten korktukları, ortaya çıkmıştır. (65)
Korkular genellikle yaşa paralel olarak artmaktadır. Ancak bir çocuğun ne zaman ve neden korkacağını tesbit etmek oldukça zordur. Çünkü korkunun meydana gelişinde, çevre şartları, geçmiş yaşantılar ve o andaki psiko-fizyolojik durum rol oynamaktadır. Meselâ: Köy çocukları incelenmiş ve korkuya sebep olan faktörün % 75'ini hayvanların oluşturduğu tesbit edilmiştir; erkek çocuklar vahşi hayvanlardan, kız çocuklar ise böceklerden korkmaktadır. (66)
Yapılan bir diğer araştırmada, çocukların korktukları konular şu şekilde sıralanmıştır. (67)
-Karanlık (çatı katı, bodrum), hayvanlar (köpek, yılan vb.) % 96
-Bedenî sakatlıklar, % 95.
-Hayaletler, cinler, dışarıdan eve zorla giren insanlar, % 91.
-Otoriter kişiler, % 82.
-Korkulu düşler, % 81.
-Yabancılar, kötü insanlar, % 80.
-Anne ya da baba tarafından terkedilmek, % 63.
-Su, deniz, nehir, % 41.
-Gök gürültüsü, şimşek, % 39.
Bu tesbitler ışığında, çocukta korku uyandıran objeler üç grupta toplanabilir.
1. Çocuğun yalnız kalması.
2. Karanlıkta bulunması.
3. Kendisine âşinâ olduğu bir kimsenin yerine başka bir yabancıyı görmesi.(68)
Çocuklarda rastlanılan korkuların % 90'ının hatalı ve yanlış eğitimden kaynaklandığı gerçeği(69) bizi, korkunun en önemli nedeninin bunlar olduğu sonucuna götürmektedir. Çünkü, hakkında hiçbir fikre sahip olmadığı herhangi bir şeyi çocuk -telkin vasıtasıyla- sevebilir veya ondan korkabilir. Nitekim bunu doğrulayıcı mahiyette olan şu hadiseyi zikretmek mümkündür.
Bir kız çocuğuna, altı aylıkken oynaması için zehirsiz bir yılan verilmiştir. Bundan sonraki yıllarda da yılanla birlikte olan ve onunla bir oyuncak gibi oynayan çocuk, yetişkin bir kız olduğunda, bütün yılanlara korkmadan yaklaşabilen biri haline gelmiştir. (70)
Bu bilgiler, çocukların Allah, cehennem vb. korkularının olmadığını göstermekte ve bizi, bu korkuların genellikle yetişkinlerin hatalı telkinlerinden kaynaklandığı sonucuna ulaştırmaktadır.
62. Yörükoğlu, age, s. 9, 220.
63. Jersild, age, s. 373; İbrahim A. Gövsa, Çocuk Psikolojisi, tst. 1940. s. 192 64. Russel, age, s. 18.
65. Fikret Kanad, Ailede Çocuk Terbiyesi, İst. 1976, s. 76 vd.; Russel, age, s. 77.
66. Yavuzer, age, I, 39.
67. Hans Zulliger, Çocuklarımızın Korkuları (çev. K. Şipal) İst. 1975, s. 91, 92.
68. Zulliger, age, s. 12; Jersıld, age, s. 381 vd.
69. Kanad, age, s. 79.
70. N. Munn, Psikoloji, (çev. .N. Tendar) İst 1975, s. 99,
Dr.Mehmed Emin Ay
FAZİLETİN BAŞI UTANMA DUYGUSUDUR
"De ki: Rabbim ancak hayasızlıkları, onların açığını, gizlisini, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." (7 Araf, 33)
"Hayanın hepsi hayırdır." (Keş'ul Hafa, 1/369)
Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak isteyen kişi edep ve haya sahibi olmalıdır. Edep ve hayası olmayan bir kimseden hayır beklemek mümkün değildir. "Haya ile iman birbirini tamamlar, biri gidince diğeri de gider." (Hakim>
Çirkin ve ahlLiksız bir manzara ile karşılaştığında utanan, başını öne eğen ve yüzü kızaran bir insan utanma duygusu taşıyan (haya sahibi) kimsedir. Çünkü insanlık şerefiyle bağdaşmayan bu ınanzaradan kalbi sıkıntı duymuş, duyguları incinmiş, vicdanı rahatsız olınuştur.
Haya sahibi bir insanı, kötü bir işten caydırmak için, ona "Utanmıyor ınıısıtn?" demek yeterlidir. Büyüklerimiz "İnsandan utanmayan Allah'tan da utanmaz." clemişlerdir.
Utanma duygusu taşıyan bir kimse, sadece~ insanların gördüğü yerde değil, insanların görmediği yerde de kötülükten kaçınan kimsedir. Böyle kimselerin ruh sağlıkları yerinde. vicdanları rahattır. Onları daima güleryüzlü. mütevazi ve güvenilir insanlar olarak görürsünüz.
Haya sahibi bir insanda hile, yalan, sahtekarlık, hırsızlık, kovtıculuk, rüşvet, km, iftira gibi kötültikler olmaz, insan haya perdesini yitirince de yaptığının hesabından korkmaz, fakir-fukaranın malını talan etler, mtısibetzede ve mustazafların göz yaşlarından yüreği sızlanmaz.
Haya, kalbi bozan günahlara karşı bir engeldir.
Haya, insanın iman kuvvetini ve edep miktarını belirler.
Haya, hayrın direği, karıştığı her iyiliğin temel unsurudur.
Bütıla göz yuman haya sahibi olamaz.
Haya sahibi, hakk'a cephe açmış olanlarla düşüp kalkmaz.
Müslüman dilini, batıla dalmaktan ve konuşmaktan; gözünü avret yerlerine şehvetle bakmaktan; kulağını başkasınin sırlarını dinlemekten ve insanların ayıp yerlerini ortaya çıkarmaktan korumalıdır.
İslarnsız haya ve faziletsiz bir insan, kendi şahsiyetini silmiş, şerefini yıkmış ve kötü arzularının esiri olmuştur.
Rabbiııı bizleri haya ve faziletten ınahrum etmesin.
Kin ve Öfkeden Kurtulma Ahlakı
Kalbin kin ve öfkeden temizlenmesi, insanda psikolojik dengeyi gerçekleştirir, topluma faydalı olmaya sevkeder ve insanın iyilik duygusunun zirve noktaya çıkmasını sağlar. Peygamber (s.a.v.), henüz gelişme çağında bir çocuk olan Enes b. Malik'e sabah-akşam ruhunun kirlerini yıkamasını; kendisine kötülük eden kimseyi affetmesini, kalbini, şeytanın vesvese ve zararının kalıntılarından temizlemesini tembihlemiştir. Bu önemli ve ilginç tembihi birlikte dinleyelim.
Enes (r.a.), Rasûlüllah'ın (s.a.v.) kendisine şöyle dediğini rivayet eder: "Yavrucuğum! Hiçbir kimseye kin ve düşmanlığın olmadığı halde sabahlama ve akşamlama imkanın varsa, bunu yap! Yavrucuğum! Bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi hayata geçirirse, gerçekten beni ihya etmiş olur. Beni ihya eden kimse de benimle birlikte cennette olur." (500)
O halde cennet ve Allah'ın Rasulü ile birlikte olmak, gönlü kıskançlık, kin ve düşmanlıktan temizlenebilen kimseler için sözkonusudur.
(500) Tirmîzi, İlim, 16.
Muhammed Nûr Süveyd
Doğruluk Adabı
Doğruluk ahlâkı, İslâm ahlâkının önemli bir esasıdır. Bunu elde etmek ve sağlamlaştırmak için çaba göstermeye büyük ihtiyaç vardır. Allah'ın Rasulü, bu ahlâkın çocukta yerleşmesine ihtimam gösteriyor, ana babanın çocuğa yalan söylemek gibi bir vartaya düşmemesi için onların çocukla olan ilişkilerini kontrol ediyor ve şu genel prensibi koyuyordu: Çocuk bir insandır. Beşeri ilişkilerde onun birtakım hakları vardır. Hangi yolla olursa olsun ana-babanın onu aldatması, onunla olan muamele ve münasebetlerde umursamaz bir tavır takınması caiz değildir.
Abdullah b. Âmir anlatıyor: Birgün anam beni çağırdı. Rasülüllah (s.a.v.) da evimizde oturuyordu. Anam:
- Gel, sana birşey vereceğim! dedi. Rasülüllah (s.a.v.) anama:
- Ona ne vermek istemiştin? dedi. Anam:
- Bir hurma vermek istemiştim, cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Haberin olsun, eğer ona birşey vermeyecek olsaydın, sana bir yalan (günahı) yazılırdı. (493)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Kim bir çocuğa "Buraya gel, sana birşey vereceğim" der de, sonra vermezse bir yalan (günahı) yazılır." (494) Ebu'l-Havrâ anlatıyor: Ali'nin oğlu Hüseyin e (r.a.):
- Rasülüllah'dan (s.a.v.) neyi ezberledin? diye sordum. O da:
- "Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyen şeye bak! Zira doğruluk gönül yatkınlığı, yalan ise kuşkudur." (495)
Selef, ister büyüklerin çocuklara, isterse çocukların kendi akranlarına olsun verdikleri sözde durmayı da içine alan bu doğruluk ahlâkının yerleştirilmesine dikkat etmiştir.
Ebu'l-Ahvas, Abdullah'ın (r.a.) şöyle söylediği nakleder: "Yalan düşünce ve yalan sözlerden kaçının! Çünkü yalan ne ciddiyetle ve ne de şaka ile bağdaşır. Sizden biriniz çocuğuna söz verip de sonra yerine getirmezlik yapmasın!" (496)
Süleyman b. Dâvûd'un aynı şekilde oğluna: "Yavrucuğum! Vaadde bulunduğun zaman, ondan cayma! Aksi halde sevgiyi nefretle değiştirmiş olursun" dediği rivayet edilmiştir.
(493) Ebu Dâvud, Edeb, 80; Ahmed b. Hanbel, III, 447. (494) Ahmed b. Hanbel, II, 452.
(495) Tirmizi, Sıfatul-Kıyame, 60.
(496) Sem'ani, Edebul-İmla ve İstimla, s. 40.
Muhammed Nûr Süveyd
Kardeşlik Adabı
Rasülüllah (s.a.v.) küçük olsun büyük olsun hiçbir kardeşin herhangi bir silahı göstererek kendi kardeşini korkutmasına ve kalbine korku salmasına müsaade etmemiştir.
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.u.) şöyle buyurmuştur: "Kardeşine bir demir parçasını gösteren kimseye, onu bırakıncaya kadar melekler lanet eder. İsterse ana baba bir kardeş olsun." (472)
Peygamber (s.a.v.) büyük biraderin İslam'da özel bir yerinin olduğunu da ifade etmiştir. Şüphesiz bu onun, aile yükünü, küçüklerin bakımı ve eğitim sorumluluğunu üstlenmesinden kaynaklanmaktadır.
Sahabeden Küleyb el-Cüheni(r.a.), Rasûlû)lah'ın (s.a.v.) "En büyük kardeş, baba hükmündedir" buyurduğunu rivayet etmiştir. (473) Buna göre ebeveyn, büyük oğlunun gönlüne küçüklere sevgi ve şefkati, küçüklerin gönüllerine de büyüğe saygıyı yerleştirirse, o zaman aile nizamı dengeli bir şekilde yürür. Herhangi bir uyarı ve hatırlatmada bulunmadan herkes diğerine karşı yapacağı vazifeyi bilir.
(472) Müslim, Birr, 125; Tirmizî, Ften, 4; Ahmed b. Hanbel; II, 256.
(473) Taberânı"nin rivayet ettiği bu hadisin senedinde bulunan el-Vâkıdî zayıf bir ravidir. Bkz. Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, VIII, 149.
Muhammed Nûr Süveyd
Selef Hayatından Örnekler
Ruveym b. Ahmed el-Bağdâdf oğluna der ki: "Yavrum! Amelini tuz, edebini un kıl! Yani, edebini o kadar çok takın ki, hal ve gidişatın içinde edebin oranı, unun, içine konulan tuza oranı gibi çok olsun. Az amelle beraber takınılan çok edep, az edeple beraber işlenen çok amelden daha hayırlıdır." (447)
İbrahim b. Habib de der ki: Babam bana şöyle derdi: "Fakih ve âlim şahsiyetlere git, onlardan ilim, irfan ve edep öğren! Çünkü bu bana çok hadisten daha hoş ve daha sevimli geliyor." (448)
Seleften bir zat oğluna: "Yavrucuğum! Edepten bir konu öğrenmen, yetmiş ilim konusunu öğrenmeden bana daha güzel geliyor" derdi. Ebû Zekeriyyâ el-Anberf de şöyle der: "Edep olmadan ilim, odunsuz ateş gibidir. hilmsiz edep de bedensiz ruh gibidir." (449)
Çocuklara iyi edep ve güzel terbiye kazandırma konusunda Rasûlüllah'ın (s.a.v.) özellikle vurguladığı önemli noktalar nelerdir? Hadisler araştırıldığında, bunların dokuz noktada toplandığını görmek mümkündür.
(445) İbnu'l-Kayyim, Ahkâmul-Mevlûd, s. 225.
(446) Mâverdi, Nasihatül-Mülûk, s. 173.
(447) KarâB, Furûk, III, 96; Muhasibi, Risaletü'I-Müsterşidin, s. 31 (Ebu Gudde'nin notu). (448) Hâtîb, el-Câmiu li AhlSkı'r-Ravî, I, 17.
(449) Hatib, a.g.e., I, 17.
Muhammed Nûr Süveyd
AHLÂK ve ÂDAP
İbn Hacer şöyle der: Edep, söz, fiil ve davranış itibariyle takdir edilen ve övülen şeyleri yapmaktır. Bu, güzel ahlâk sahibi olmak demektir. "Hoş ve güzel karşılanan şeyleri yerine getirmek" veya "büyüklere hürmet etmek, küçüklere yumuşak ve şefkatli davranmak" diyenler olduğu gibi, edep kelimesinin "yemeğe davet" mânâsına gelen "medebe" den alındığı görüşünde olanlar da vardır. (438)
Cüneyd'e (r.a.) edebin mahiyeti sorulduğunda, "güzel dostluk ve iyi muamele" cevabını vermiştir. (439) Bu itibarla sosyal ilişkilerde edebin önemi hemen göze çarpmaktadır. Hatta edep, büyük ve küçüğün kimliğini gösteren dış görünümdür. Bundan dolayı da çocuğa edep elbisesini giydirmek ahlâk eğitiminde öncelik sırasını taşır.
Şair Salih b. Abdilkuddûs der ki: (440) Çocukluk döneminde eğittiğin kimse Suyunu alan ağaç gibidir.
Nihayet görürsün onu taze yapraklanmış Kuruduğunu gördükten sonra onun. Bırakmaz yaşlı huy ve ahlâkını Girinceye kadar şu kara toprağa
Cehaletten kurtulduğunda döner yine cehalete Tekrar nükseden kronik hastalık gibi.
(438) İbn Hacer, Feüvul-Barî, XIII, 2.
(439) Şa'ranî, Tenbihu'l-Muğterrin, s. 41.
(440) İbn Abdilberr, Camiu ve Fadlih, I, 86. Çocuk Eğitimi, F: 11
Muhammed Nûr Süveyd
İLİM ÖĞRENME ADABI
Peygamberimiz (s.a.v.): "Sizin en hayırlınız, öğrenen ve öğreteninizdir." buyurmuştur.
Hz. Ali (r.a.): "Bana bir hart öğretenin kölesi olurum, buyurarak ilim öğrenmenin ve öğretmenin önemine işaret etmiştir.
İlme karşı adab; nefsi kötü ahlak ve kınanmış vasıflardan temizlemektir. Çünkü ilim, kalbin ibadeti, sırrın namazı ve ruhu Allah'a yaklaştıran bir sıfattır. Cismen ve ahlaken temizlenmek ilme karşı adabı gösterir.
Bununla beraber;
1- Öğrenme anne-baba zoruyla olduğu düşünülmemeli.
2- Başarısızlık ilk anda gözü korkutmamalı.
3- Derse hazırlıklı ve istekli girmeli.
4- Öğretmen can kulağıyla dinlenmeli.
5- Anlamadığı yerleri tekrar sormalı.
6- Başarılı arkadaşlarla istişare etmeli.
7- Her zaman ve her şeyde düzenli ve programlı olmalı.
8- Ders çalışmak için rahat edilebilecek bir yer seçilmeli.
9- Devamlı en iyi olmaya çalışılmalı.
10- Dersi tam anlamadan ve bellemeden ötekine geçmemeli.
11- Öğrenilenler hayatta yaşanılabiliyorsa, uygulamalı ve yaşamalı.
1 2- Öğrenmekten soğutacak arkadaşlarla ilişki kesilmeli.
1 3- Öğretenlere karşı saygılı ve mütevazı olunmalı.
14- Özür dileme ve teşekkür etme hassasiyeti gösterilmeli.
Özlü Sözler
• İnsan bir yolcudur, yolcunun klavuzu rasulullah, haritası kur'an, pusulası akıl, sermayesi iman, azığı amel, yakıtı sevgi, karakteri ahlak, aksesuarı edep, sıfatı merhamet, adı şeref ve izzet, modeli müebbet, parolası sabır ve sebat olmalıdır.
• "Aralarında yaşayabileceğin samimi arkadaşlar edin; çünkü onlar iyi günlerde gönül şenliği, kötü günlerde yardımcıdırlar."
• Kopan gülün dalında durması ne kadar zorsa
Kırılan kalbin de onarılması o kadar zordur.
• Menfaatine alet edemediğin insanlara
Kızma ve çamur atma.
• Hakikati güneşe benzetirler, doğrudur.
Gözlerimizi bozar diye çoğuna bakmayız.
• "İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, Yardımcısıdır doğruların Hz. Allah" Ziya Paşa
• "Gece kalkışı hamele-i Kur'an üzerine farzdır." Kenzü'l-Ummal
• "Deniz gibi mal kazan, fakat sen üzerinde gemi ol." Mevlana
• "Kim ilim arama yolunda olursa, cennet de onu arama yolunda olur." Hz. Ali (r.a.)
• "Dünya düşüncesi kalpte karanlıktır, ahiret düşüncesi ise kalpte nurdur." Hz. Osman (r.a.)
• "Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık,
Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık." Necip Fazıl Kısakürek
• "O da gazi olmak istedi, fakat ona anlatmak gerekti ki, şehid olmayı göze alamayan gazi olamazdı." Arif Nihat Asya
• "Hekimlerin yaptığı en büyük hata ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir." Eflatun
• "Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok..." S. Ahmed Arvasi
• "Konuşulanlar kalpten çıkarsa kalbe kadar girer, ama dilden çıkarsa kulağı asamaz." Arap Atasözü
• "Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat." Hz. Ali (ra)
• "İnsanoğlunun içinde bir et parcası var ki, o et parcası düzelirse bütün bünye düzelir. O et parcası bozulursa bütün bünye bozulur. İşte o kalptir." Hadis-i Şerif
• "Dünyadaki hiçbir yol kalp ile beyin arasındaki kadar uzun değildir." Hikmetli Söz
• * Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol,
* Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
* Başkalarınn kusurunu örtmede gece gibi ol,
* Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
* Tevâzû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
* Hoşgörülükte deniz gibi ol,
* Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol ! MEVLANA
• "Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar çok defa kendilerini meşe fidanı sanırlar." Cenap Şehabettin
• "Kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür, ne de uçulur." Hacı Bayram-i Veli
• "Dağı iğne ucu ile kazmak, gönülden kibiri çıkarıp atmaktan daha kolaydır." Ebu Haşim-i Sofi
• "Allah dostları o kişilerdir ki İnsanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman onlar, dünyanın içyüzünü görürler." Hz. Ali. (r.a)
• "Tilki derisi altında çalım satmaya ne gerek vardı,
Bilir misin ki rahmetli, tavukları o derinin içinde çalardı." Ahmed Seven
• "Yüce tahta binenler yere düştü,
Yüce benim diyene sinek üstü." Yunus Emre
• "Yol odur ki doğru vara,
Göz odur ki, Hakkı göre,
Er odur ki alçakta dura,
Yüceden bakan göz değil." Yunus Emre
• "Kitap dilsize dil, gözsüze göz, güçsüze güçtür." Hikmetli Söz
• "Kötü kitaptan beter hırsız yoktur." İtalyan Atasözü
• "Kalbi diline hakim olmayan kimsede hilim olmaz." Hz. Zeyd B. Sabit (r.a.)
• "Kitaplar, fikirler harbinin silahlarıdır." Hikmetli Söz
• "Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım." Mevlana
• "Bugünü düşünürüm...
Dün öldü!!
Yarın var mı?
Gençliğe de güvenmem.
Ölen hep ihtiyar mı?" Bişr-i Hafi
• "Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz." Hikmetli Söz
• "Ruhun ilacı kitaptır." Japon Atasözü
• "Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen milletler hüsrana mahkumdurlar." Plether
• "El elin eşeğini şarkı söyleyerek arar." Nasreddin Hoca
• -"Allah için ateşe atılmak vardır. Lakin ateşe atılmadan önce kendinde İbrahimlik olup olmadığını araştır. Çünkü ateş seni değil İbrahimleri tanır ve yakmak.." Mevlana
• "Hoşuna giden komşunun evi de, köyü de cennet gibi görünür. Yüzünü görmek istemediğin komşunun yanında ise cennet, cehennemdir." Şeyh Sadi
• "Kendi seviyende olanı komşu edin." Nasir-i Husrev
• "Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil." Mevlana
• "Bir elde kadeh, bir elde Kur'an
Bir helaldir işimiz, bir haram,
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman." Ömer Hayyam
• "Komşunla kavga etme, misafir gider o kalır." Hz. Ebu Bekir R.A.
• "Nice Kur'an okuyucuları vardır ki Kur'an onlara lanet eder." Hadis-i Şerif
• "Biz Allah Rasulunun zamanında Kur'andan on ayet okur ezberler, onu hayatımıza tatbik eder, sonra bir diğer on ayete geçerdik." Abdullah İbn-i Mesud
• "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş,
Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş." Yavuz Sultan Selim
• "Fatih Sultan Mehmetíin ortaçağı kapayıp yeniçağı açması, yaşadığı çağa ayak uydurmasından değil, Kur'ana uyup yolundan gitmesindendir." Ahmet Seven
• İnsan azap çekmez, Allah yazmayınca
Allah azap yazmaz, insan azmayınca ! ! ! Guzel Söz
• "Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur'anın,
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın,
Ya acar Nazm-i Celilin bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına,
İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için." Mehmed Akif Ersoy
• "Modern ilmin ondört asır geriden takip ettiği Kur'an-a yemin ederim ki O Allah kelamidır." Kaptan Cousteau
• "Senin asrında yaşamadığım için için üzgünüm ey Muhammed (s.a.v.). Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap senin sözlerin değildir. Bunun Allah'tan geldiğini inkar etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru mehabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim." Prens Bismark
• "Her canlıya Hak, layık olan cevheri verir;
Tırtıl iki diş bulsa eğer ormanı yerdi.
Şayet kediler haftada bir gün uçabilse,
Dünyada bütün serçelerin nesli biterdi." Bekir Sıdkı Erdoğan
• "Kuvvetli olanın mutlaka haklı olmasırekmez." Aristo
• "Kuvvetli kimse güreste başkalarını yenen değil, öfke halinde nefsine hakim olandır." Hadis-i Şerif
• "İnsanlar da balıklar gibi yaşar. Daima büyükler küçükleri yer." A. Sidney
• "Kuvvet 'hakk' doğurmaz, ancak meşru kuvvete itaat mecburiyeti vardır." Rousseau
• "Kuvvetin en kötüye kullanılmış şekli, kişinin karşısındakine zorla 'evet' dedirtmesidir." Alain
• "Çoban kurdun işine razı olursa köpek yabancıya havlamaz." Ebu Umame (ra)
• "Bu dünya padişahların amel defteridir. İyi olurlarsa iyilikle kötü olurlarsa kötülüklerle anılırlar." Nizamül Mülk
• Sanma sahim herkesi sen sadıkane yar olur,
Herkesi sen dostmu sandın belki ol ağyar olur,
Sadıkane belki ol cihanda dildar olur,
Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur. Fatih Sultan Mehmet
• "Emre lakayt davranmak, amiri tanımamaktan doğar." Ebu Amr İmail B. Nuceyd
• Bir mum diğerini tutuşturmakla,
Işığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
• Kibir, bele bağlanan taş gibidir.
Onunla ne yüzülür, ne de uçulur. (Hacı Bayram Veli)
• Lüzumsuz şakalar, mü'minin ağırlık ve ciddiyetini giderir. (Hadis)
Copyright © Ehl-i Sünnet Tüm hakları saklıdır.