Önemine binaen şefaat konusunda da özlüce
bir bilgiye ihtiyaç vardır. Zira insanlardan bir kısmı, hakkında hiçbir
delil olmadığı halde, yücelttikleri bazı kimselerin şefaat edeceğine
inanarak, onlar ölmüş olsun veya diri olsun , kendilerinden şefaat
isteyerek Allah'a şirk koşarken, birileri de şefaati hepten reddetmektedir.
ŞEFAAT
Şefaat;
bir kimsenin başkası adına iyilik istemesi, cezanın kaldırılması için
aracı olması demektir. Bu türden aracılıklar insanlar arasında sosyal
olarak vaki olup, ayrıca insanların birbiri için Allah'a dua etmesi de şefaat
olarak isimlendirilir.[1]
Tevhid
ve şirk konusunu ilgilendiren şefaat ise ahirette
vuku bulacağına inanılan şefaatlerde söz konusu olmaktadır. Nitekim
Kur'an-ı Kerimde müşriklerin putlarını şefaatçi kabul etmeleri kötülenmiş
ve Allah'ın şefaat için izin vereceği müstesna şefaatçi kabul edilen bütün
varlıkların put olduğu, bu inanışta olanların da putperest oldukları için
ebedi cehennemliklerden olacakları bildirilmiştir.
Önemine binaen şefaat konusunda da özlüce
bir bilgiye ihtiyaç vardır. Zira insanlardan bir kısmı, hakkında hiçbir
delil olmadığı halde, yücelttikleri bazı kimselerin şefaat edeceğine
inanarak, onlar ölmüş olsun, diri olsun fark etmez, kendilerinden şefaat
isteyerek Allah'a şirk koşarken, birileri de şefaati hepten reddetmektedir.
Birinci inanç ve amel şirk iken ikincisi inkardır, küfürdür. Çünkü
gerek Kur'an ayetleri, gerek sahih hadisler gayet açık olarak şefaatin
ahirette vaki olacağını bildirmektedir.[2]
Şefaat Allah'ın affetmeyi dilediği
kulları için bir sebeptir ki bu sebeple kullarından bir kısmını azaptan
kurtarır, şefaat izni verdiklerini de bu makama eriştirip, günahkarlardan üstün
tutarak taltif eder. Şefaatle ilgili ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere,
şefaat müşrik ve kafir olanlar için değildir.
Şefaat Allah'ın günahını bağışlamayı
dilediği cehennemde azap gören kulları içindir ki kullarının durumunu ve
affedilmeye layık olanı en iyi bilen Allah'tır.
يَعْلَمُ
مَا بَيْنَ
أَيْدِيهِمْ
وَمَا
خَلْفَهُمْ
وَلَا
يَشْفَعُونَ
إِلَّا
لِمَنْ
ارْتَضَى
وَهُمْ مِنْ
خَشْيَتِهِ
مُشْفِقُونَ (28)
Allah onların
geçmişlerini de bilir,
geleceklerini de. Onlar ancak Allah'ın rızasına ermiş olanlara şefaat
ederler. Onların hepsi de Allah korkusundan titrerler.[3]
Şefaat edecek olan kimseleri ancak Allah
bilir. Bir kimsenin şefaatçidir diye yüceltilmesi, onun şefaatine güvenilmesi
ise Allah'ı terk etmek, O'ndan başkasına güvenmektir.
وَلَقَدْ
جِئْتُمُونَا
فُرَادَى
كَمَا
خَلَقْنَاكُمْ
أَوَّلَ
مَرَّةٍ
وَتَرَكْتُمْ
مَا
خَوَّلْنَاكُمْ
وَرَاءَ
ظُهُورِكُمْ
وَمَا نَرَى
مَعَكُمْ
شُفَعَاءَكُمْ
الَّذِينَ
زَعَمْتُمْ
أَنَّهُمْ
فِيكُمْ
شُرَكَاءُ
لَقَدْ
تَقَطَّعَ
بَيْنَكُمْ
وَضَلَّ
عَنكُمْ مَا
كُنتُمْ
تَزْعُمُونَ (94)
Onlara
şöyle denecek:
"Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize
geldiniz. Size
verdiklerimizi arkanızda bıraktınız.
Allah'ın ortakları olduğunu
zannettiğiniz şefaatçilerinizi
yanınızda
göremiyoruz. Andolsun ki,
aranızdaki bağlar kopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden
ayrılıp gitmiştir."[4]
وَيَعْبُدُونَ
مِنْ دُونِ
اللَّهِ مَا
لَا
يَضُرُّهُمْ
وَلَا
يَنْفَعُهُمْ
وَيَقُولُونَ
هَؤُلَاءِ
شُفَعَاؤُنَا
عِنْدَ
اللَّهِ قُلْ
أَتُنَبِّئُونَ
اللَّهَ
بِمَا لَا
يَعْلَمُ فِي
السَّمَاوَاتِ
وَلَا فِي
الْأَرْضِ
سُبْحَانَهُ
وَتَعَالَى
عَمَّا
يُشْرِكُونَ (18)
Onlar,
Allah'ı bırakıp,
kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve: "Bunlar
Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir."
diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde ve
yerde bilmediği
bir şeyi
mi O'na
haber veriyorsunuz"
Allah, onların
ortak koştukları
şeylerden uzak ve yücedir.[5]
Şefaat iznini adım diye iddia eden kimse
hiçbir delil gösteremeyeceği bu sözü ile yalancıların en büyüğüdür
ve ona aldanan kimseleri de hüsran beklemektedir. Şefaat izni ahirette
verilecek ve şefaatçiler orada belli olacaklardır.
يَوْمَئِذٍ
لَا تَنفَعُ
الشَّفَاعَةُ
إِلَّا مَنْ
أَذِنَ لَهُ
الرَّحْمَانُ
وَرَضِيَ
لَهُ قَوْلًا (109)
O gün Rahman
olan Allah'ın izin vereceği ve sözünden razı olacağı kimselerden
başkasının şefaati fayda vermeyecektir.[6]
Her ne kadar şefaatle ilgili hadislerde
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaat edeceğinden bahsetmişse de,
kendisinin "Makam-ı Mahmud'a" eriştirilmesi için ümmetinin dua
etmesini istemesi ile Allah'ın iznine dikkat çekmiş ve ümmetini Allah'a
yalvarmaya, şefaat için Allah'a el açmaya teşvik etmiş kendisi de bu makamı
dua ederek istemiştir.
وَمِنْ
اللَّيْلِ
فَتَهَجَّدْ
بِهِ
نَافِلَةً
لَكَ عَسَى
أَنْ
يَبْعَثَكَ
رَبُّكَ
مَقَامًا
مَحْمُودًا (79)
Gecenin
bir bölümünde
kalk ve
senin için (beş vakit namaza) bir fazlalık olmak
üzere teheccüd
namazı kıl. Umulur
ki Rabbin
seni övgüye
lâyık bir
makama, (şefaat makamına) ulaştırır.[1]
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)
hayattayken hiç kimse kendisine, ahirette bana şefaat et demediği gibi onun
vefatından sonra da hiçbir sahabe Ya Rasulallah bana şefaat et, şefaat Ya
Rasulallah dememiştir. Çünkü şefaat
asıl itibariyle Allah'a aittir ve Allah'tan istenir.
Ezan okunurken insanların söylediği
"Aziz Allah, şefaat Ya rasulallah" sözü sünnette yeri olmayan bir
bidattır. Ya rasulallah ey Allah'ın peygamberi demektir. Halbuki insanların
çoğu "Ya Rasulallah" derken "Ey Allah'ım" dediğini
zannetmektedir. Bu bilmemenin de bu bidattın yerleşmesinde etkisi olmuştur.
Aslolan ezan okunurken müezzinin dediğini tekrar etmek[7]
ve ezan bitince de ezan duasını okumaktır ki asıl şefaatle ilgili kısım
bu duanın içindedir.
[8]
Ezan duasında peygamberimizin seçkin bir makama (Allah'a hamd ederek şefaat
izni isteme makamına) erdirilmesi için dua edilmesini Rasûlullah (sallallahu
aleyhi ve sellem) öğretmiştir. Fakat namaz kıldıran imamların bile terk
ettiği bu sünnet unutulmuş, halkın dilindeki "aziz Allah, şefaat Ya
Rasulallah" uydurması ezberlenmiştir. Her bidat bir sünneti iptal eder,
insanlar ezan duasını da bu bidat söz yüzünden terk etmişlerdir.
Rasulullahın insanlar arasındaki yeri
Allah'ın kulu ve Allah'ın mesajını onlara ulaştıran, o mesajı açıklayan
bir elçi olmasıdır. Bundan öte yüceltmeler, onun mesajına da aykırıdır.
Nitekim o, "Hrıstiyanların Meryem oğlu İsa'yı övmede aşırı
gittikleri gibi, beni övmede aşırı gitmeyin, sadece Allah'ın kulu ve rasulüdür
deyin." buyurmuştur.
Bir defasında Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e bir kişi
Allah ve sen dilersen deyince "Beni Allah'a denk mi yaptın, Allah dilerse
de" buyurmuştur. İşte tevhid peygamberinin kendi konumunu tarifi böyle
iken ümmetin dinini ifsad eden nice deccaller vardır ki kendisinden şefaat
istenmesinden ve Allah'a denk sayılmalarından son derece razıdırlar.
قُلْ
لِلَّهِ
الشَّفَاعَةُ
جَمِيعًا
لَهُ مُلْكُ
السَّمَاوَاتِ
وَالْأَرْضِ
ثُمَّ
إِلَيْهِ
تُرْجَعُونَ (44)
Deki: "Bütün
şefaat Allah'a
aittir. Göklerin
ve yerin
hükümranlığı O'nundur.
Sonra siz yalnız O'na döndürüleceksiniz."[9]
Allah
kullarından hiçbirinin şefaat edeceğine dair isim bildirmemiştir.
Birilerinin peygamber torunu (seyyid) olduklarını bu sebeple şefaatçi
olduklarını iddia etmeleri kendilerine tapılmak üzere boy göstermektir ki
onlar sahte ilahlardır ve Kur'an onlara put demiştir. Put edinmenin gayesi
manevi, tezahürü ise puta tapıcılık olarak cismidir. Her putun arkasında gücü
kuvveti olduğuna inanılan fayda umarak yüceltmeye sebep olan bir inanç vardır.
Yoksa insan ormanda yürürken rastladığı bir ağaca, dağda gördüğü bir
kayaya tapmaz. Şefaati istenen kimselerin dirisi put iken, onların kabirlerine
gidip dilenmek de o kabirde yatanı ilah edinmek, kabrini de put edinmektir.
Allah'ın ölülere put ismini vermesi bu durumu isbat için yeterlidir.
“Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü
onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne
zaman diriltileceklerini de bilmezler.”[10]
وَيَعْبُدُونَ
مِنْ دُونِ
اللَّهِ مَا
لَا
يَضُرُّهُمْ
وَلَا
يَنْفَعُهُمْ
وَيَقُولُونَ
هَؤُلَاءِ
شُفَعَاؤُنَا
عِنْدَ
اللَّهِ قُلْ
أَتُنَبِّئُونَ
اللَّهَ
بِمَا لَا
يَعْلَمُ فِي
السَّمَاوَاتِ
وَلَا فِي
الْأَرْضِ
سُبْحَانَهُ
وَتَعَالَى
عَمَّا
يُشْرِكُونَ (18)
Onlar,
Allah'ı bırakıp,
kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve "Bunlar
Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir"
diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde
ve yerde
bilmediği bir
şeyi mi
O'na haber
veriyorsunuz" Allah,
onların ortak
koştukları şeylerden uzak ve yücedir.[11]
وَلَقَدْ
جِئْتُمُونَا
فُرَادَى
كَمَا
خَلَقْنَاكُمْ
أَوَّلَ
مَرَّةٍ
وَتَرَكْتُمْ
مَا
خَوَّلْنَاكُمْ
وَرَاءَ
ظُهُورِكُمْ
وَمَا نَرَى
مَعَكُمْ
شُفَعَاءَكُمْ
الَّذِينَ
زَعَمْتُمْ
أَنَّهُمْ
فِيكُمْ
شُرَكَاءُ
لَقَدْ
تَقَطَّعَ
بَيْنَكُمْ
وَضَلَّ
عَنكُمْ مَا
كُنتُمْ
تَزْعُمُونَ (94)
Onlara
şöyle denecek:
"Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize
geldiniz. Size
verdiklerimizi arkanızda bıraktınız.
İçinizde Allah'ın ortakları olduğunuiddia
ettiğiniz şefaatçilerinizi
yanınızda
göremiyoruz. Andolsun ki,
aranızdaki bağlarkopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir."[12]
ŞEFAAT İÇİN DUA ETMENİN ÂDÂBI
Şefaati isterken Kur'an-ı Kerimde tehdit
edilen müşriklerin tehlikeli durumlarına düşmemek için azami gayret
sarfedilmeli, hem bu husustaki inançlar tashih edilmeli (sıhhate kavuşturulmalı)
hem de kullanılan cümleler sahih inanca aykırı olmamalıdır. Bir insan
kendisine ahirette Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve selem) in şefaat etmesini arzuluyorsa, Ya Rabbi kulun ve
rasulün Muhammed'i şefaat makamına
eriştir ve bana da onun şefaatini ulaştır demelidir. Ya da bütün şefaatleri
kastederek, Ya Rabbi şefaat izni verdiğin her kimsenin şefaatini bana ulaştır
demelidir. Şefaat isterken bir insandan veya melekten istemek şirktir, çünkü
kimse Allah'tan bağımsız değildir ve kendi başına şefaat yetkisine sahip
değildir.
وَكَمْ
مِنْ مَلَكٍ
فِي
السَّمَاوَاتِ
لَا تُغْنِي
شَفَاعَتُهُمْ
شَيْئًا
إِلَّا مِنْ
بَعْدِ أَنْ
يَأْذَنَ
اللَّهُ
لِمَنْ
يَشَاءُ
وَيَرْضَى (26)
Göklerde
nice melekler
vardır ki,
Allah dilediği ve hoşnut
olduğu (şefaat olunacak) kimseler için
şefaat izni vermedikçe onların (meleklerin) şefaati
hiç bir fayda sağlamaz.[13]
Şefaati bir kişinin ismini zikrederek
istemek de kesinlikle doğru değildir, çünkü Allah'ın hakkında hiçbir
delil indirmediği, şefaatçi olup olamayacağı belli olmayan birinin şefaatinin
olduğuna inanmak yasaklanmıştır.
ا
يَمْلِكُونَ
الشَّفَاعَةَ
إِلَّا مَنْ
اتَّخَذَ
عِنْدَ
الرَّحْمَانِ
عَهْدًا (87)
Rahman
olan Allah
katında söz almış olan
kimselerden başkaları, şefaat hakkına sahip olamazlar.[14]
Allah
odur ki,
kendisinden başka
hiçbir ilâh
yoktur. O
diri olup,
daima yarattıklarını
koruyup yönetir.
Onu uyuklama
ve uyku
tutmaz. Göklerde ve yerde bulunanların
hepsi O'nundur. O'nun izni
olmadıkça huzurunda kim şefaat edebilir? O,
kullarının
yaptıklarını ve
yapacaklarını bilir.
Kullar ise
O'nun dilediğinden
başka ilminden
hiçbir şey
kavrayamazlar. O'nun
kürsüsü, saltanatı,
gökleri ve
yeri kuşatmıştır.
Onları koruyup
gözetmek kendisine
ağır gelmez.
O çok
yücedir, çok
büyüktür.[15]
[2]
Bakara
Sûresi (Ayet 255) Yunus
Sûresi (Ayet 3) Meryem Sûresi
(Ayet 87) TaHa Sûresi (Ayet 109) Enbiya Sûresi (Ayet 28) Secde Sûresi
(Ayet 4) Sebe Sûresi (Ayet 23) Zümer Sûresi (Ayet 44) Zuhruf Sûresi
(Ayet 86) Necm Sûresi (Ayet 26) Müddessir Sûresi (Ayet 48) İsra Sûresi
(Ayet 79) Hadis Kaynaklarını da açalım
[8]
Ezandan sonra yapılan dua
Tirmizi (211) Ebu Davud (523-529) İbn-i Mace 722
Allahüamme Rabbe hazihi’d
da’veti-t tâmmeti ve’s salatil kâimeti, âte muhammedenil vesilete
vel fazilete, makamen mahmudenillezi
veadteh.
(Manası) Bu davetin ve ikâme olunan
namazın Rabbi olan Allah vesileyi, fazileti ve vaat ettiğin Makam-ı
Mahmudu (hamd edip şefaat isteme) makamını Muhammed'e (S) ver.