Kur'anda kendilerinden bahsedilen birçok gruplar vardır. Bunların birbirlerinden ayrı inanışlarda olan topluluklar olduğunu bilmek bize birçok anlayış kolaylıkları sağlayacaktır. Örneğin ;
İNANÇLARINA GÖRE GRUPLARIN TASNİFİ
Kur'anda kendilerinden bahsedilen birçok gruplar vardır.
Bunların birbirlerinden ayrı inanışlarda olan topluluklar olduğunu bilmek
bize birçok anlayış kolaylıkları sağlayacaktır. Örneğin
;
“Onlar cennetler içinde
sorarlar.
Mücrimlerin (günahkârların)
durumunu:
"Sizi şu yakıcı
ateşe sokan nedir?" diye
Onlar şöyle cevap
verirler:
Biz namaz kılanlardan
değildik,
Yoksulu doyurmuyorduk,
(Bâtıla) dalanlarla
birlikte dalıyorduk,
Ceza gününü de
yalan sayıyorduk,
Sonunda bize ölüm
geldi çattı.
Artık şefaatçilerin
şefaati onlara fayda vermez.”[1]
Bu ayetlerde cehennem ehlinden bahsedilirken kafir
ateistleri, günahkarları toplu
olarak zikretmiş ve namazı kılmayanın ve yoksulu doyurmayanın ve batıla
dalanların ve ahireti inkar edenlerin durumlarına karşın cehennemi hak
ettikleri bildirilmiştir. Halbuki ayette bir çok gruba mensup birçok insandan
bahsedilmektedir. Şayet biz bunların ayrı ayrı gruplar olduklarını
bilmezsek yoksulu doyurmayanın dahi ebedi cehenneme gireceğini zannederiz.[2]
Nitekim Kur'anın vahyedildiği dönemi ve kendilerinden
bahsettiği toplumu tanımak ayetleri anlamamızda bize yardımcı olacaktır. O
zaman da şimdiki gibi birçok inanışta topluluklar ve ateistler mevcuttu. Bu
grupları inanma/inanmama durumlarına göre kabaca sıralayacak olursak karşımıza
şunlar çıkar.
Ateistler :
Onlar din tanımaz kafirlerdir. Bir yaratıcının varlığını inatla inkar
ederler. Onlara bir yaratıcının var olduğunu anlamaları için bazen, yeryüzünde
ve gökyüzünde bulunan güzellik ve ahengi anlatan ayetler, bazen ölüm ve
dirilişi isbat sadedinde kışın ölen bitkilerin baharda nasıl tekrar
diriltildiğini anlatan ayetler, bazen insanın basit bir sudan yaratıldığını
hatırlatarak kibrini kırıcı ve o suyun bir insana dönüştürülmesindeki
muazzam kuvveti düşündürücü ayetler Kur'anda sık sık geçmektedir. Bu
bize gösteriyor ki Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ateist
dinsiz insanlar bir hayli çoktur. Ondan önceki milletlerde de ateistler çoktu,
onlardan mülk ve saltanat sahibi olanlar idareci olmaları ve insanlar üzerinde
emir sahibi olmaları yüzünden, -peygamberlerin bildirdiği- ilahlık ve rablık
eğer varsa ancak kendilerinin hakkı olduğunu iddia ediyor ve Allah'ı inkar
ediyorlardı. Onlardan şöyle bahsedilir….
“Allah
kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi
hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o
zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren
ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir;
haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı.
Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”[3]
“Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka
bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak
(ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama
sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi.”[4]
İnançsızdırlar;
“Gerçek şu ki,
kafir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman
etmezler.”[5]
Bir yaratıcıya
inanmazlar;
“Ey Kafirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya
getirip hayat veren) Allah’ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek,
tekrar diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”[6]
Ahirete inanmazlar:
Öldükten sonra
dirilmeye, mahşere, hesaba, cezaya, mükafata dolayısıyla cennet ve cehenneme
inanmazlar. Kur'anda onlardan şöyle bahsedilir; “
“Onlar ancak
hayat bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir, biz bir daha diriltilecek değiliz
demişlerdi.”[7]
“Onlar, (insanları)
Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti
inkar edenler de onlardır.”[8]
Peygamberlere
inanmazlar ;
"Eğer yüz
çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan
başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu."
Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide
bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi
yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların)
sonu nasıl oldu!
Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına
gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları
şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.[9]
Melekleri inkar
ederler:
Ey iman edenler!
Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği
kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını,
peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.[10]
Kitaplara
iman etmezler:
Onlara âyetlerimiz
okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun
benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey
değildir. Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin
katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize
elem verici bir azap getir! demişlerdi.[11]
Ayetlerimiz açık açık
kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin.
Onlar, kendilerine âyetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar.
De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü
bildireyim mi? Cehennem! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü
sondur![12]
İnkâr edenler: Bu (Kur'an),
olsa olsa onun (Muhammed'in) uydurduğu bir yalandır. Başka bir zümre de bu
hususta kendisine yardım etmiştir, dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz
haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır. Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da
kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır. (Resûlüm!)
De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O,
çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.[13]
“Onlar üstelik kıyameti
de yalan saydılar. Biz ise, kıyameti inkâr edenler için alevli bir ateş hazırladık.”[14]
“Onlara, şu iki
adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki
üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında
da ekinler bitirmiştik. İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı.
İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık. Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken
ona şöyle dedi: "Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından
da senden daha güçlüyüm." (Böyle
gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi:
"Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam." "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem,
hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum." Karşılıklı
konuşan arkadaşı ona hitaben: "Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden
(spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah'ı inkâr mı
ettin?"
"Fakat
O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam." "Bağına girdiğinde: Mâşâallah!
Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni
kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):" "Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına
ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir.
"Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın."
Derken onun serveti kuşatılıp yok
edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup
kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu, keşke ben
Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım! Kendisine Allah'tan başka
yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte
değildi. İşte
burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan
O, en güzel âkıbeti veren yine O'dur.
Onlara şunu da misal göster: Dünya
hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün
bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu
çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir. Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler
ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha
lâyıktır.
(Düşün) o günü ki, dağları
yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün.
Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız. Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun
ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin
tahakkuk edeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?[15]
Ataistler : Biz
atalarımızdan devraldıklarımız üzereyiz diyerek, ırk ve kabile asabiyeti
ile gözleri önüne serilen ataların bütün yanlışlıklarına rağmen
atalarının izinden gidenler. Bunlardan bir kısmı ateist kafirler, bir kısmı
da müşriklerdir. Allah onlardan şöyle bahseder:
“Onlara
Allah'ın indirdiğine uyun denildiğinde onlar, “Hayır! Biz atalarımızı
üzerinde bulduğumuz yola uyarız” dediler. Ya ataları bir şey anlamamış,
doğruyu da bulamamış idiyseler?[16]
“Kuşkusuz onlar
atalarını dalalette buldular yine de peşlerinden koşup gittiler.”[17]
Onlar(firavun ve
adamları Musa’ya Harun’u da kastederek) dediler ki: Atalarımızı üzerinde
bulduğumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin
olsun diye mi bize geldin?[18]
Ataistlerin atalarının
izinden giderken Allah'a çağıranları fesatçı ve terörist ilan etmelerini
de Allah Kur'anda şöyle bildirmektedir.
“Firavun: Bırakın
beni dedi. Musa’yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü
ben onun dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından
korkuyorum.”[19]
Onlara Allah'ın
indirdiğine ve Resûl’e gelin denildiği vakit, “babalarımızı üzerinde
bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru
yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?[20]
“Onlara “Allah'ın
indirdiğine uyun” denildiğinde: Hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz
yola uyarız, derler. Ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor
idiyse!”[21]
Allah'ın elçilerine
güvenmek ve delillerini dinlemek yerine Atalarına güvenmeyi tercih eden kafir
ve müşrikler hakkında Kur’anda şöyle buyurulur:
“Ve dediler ki :
Rahman dileseydi biz onlara tapmazdık. Onların bu hususta bir bilgileri
yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. Yoksa bundan önce onlara bir kitap
verdik de ona mı tutunuyorlar? Hayır! Sadece, biz babalarımızı bir din üzerinde
bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz” derler. Senden önce de
hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları:
Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız,
derlerdi.”[22]
Müşrikler: “Onların
çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.”[23]
Onlar aslında Allah'ı
tanır ve ona inanırlar, peygamberlere ve meleklere inanırlar, öldükten
sonra dirilmeye cennete ve cehenneme de inançları vardır.
Fakat onlardan kimisi
Allah'ı Rab olarak kabul ettikten sonra uluhiyetinde ona ortaklar edinen
kafirlerdir kimisi de rububiyetinde dahi O’na ortak koşarlar. Tabiat işlerini,
yağmuru vs. birtakım velilerin, kutupların idare ettiğine inanmak,
rububiyette Allah'a ortak koşmaktır. Kafir olmalarının sebebi hak olan bir
tek ilahı tasdik yerine birçok ilah seçerek tevhidi bozmalarıdır. Rab
olarak Allah'ı tasdik etmelerine rağmen bazı veli edindikleri kimselerde de
rablık sıfatları bulunduğunu iddia ederek müşrik olmalarıdır.
Onlar Allah'ı
bildikleri halde Allah'a yaklaştırıcı bazı aracılar da edinmişler ve
onları övmenin, sevmenin, ta’zim etmenin, onlardan korkmanın gerekliliğine
inanmışlar, şayet bunları yaparlarsa dünyada iyiliklere, ahirette onların
şefaatleriyle, bağışlanmaya ve cennet nimetlerine nail olacaklarına inanmışlardı.
Bu yüzden birtakım veliler ediniyorlar, onlara sevgi nişanesi olarak
kurbanlar takdim ediyorlar, kalplerini onlara bağlayıp tevekkül ediyorlardı.
Kur'anda onlardan şöyle
bahsedilir.
“Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp
kendilerine bir takım veliler edinenler: Onlara, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar
diye kulluk ediyoruz, derler.”[24]
“Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp
zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları
için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor!
Ne kötü hüküm veriyorlar?”[25]
Münafıklar: onlar iki kısımdır.
1. iman ettikleri
halde kendilerinin kafir sayılmayacakları kadar münafıklık eden günahkarlardır.
2. iman etmedikleri
halde Müslümanları aldatan ve onlardanmış gibi gözüken kafirlerdir.
Onlara münafık denmesi kalplerindekinin aksine bir görünüm ve söylem
sergilemelerindendir. Allah onlardan Kur'anda şöyle bahseder. “İnsanlardan
bazıları da vardır ki inanmadıkları halde inandık derler.”[26]
Mü’minler :
….