Nuh Gönültaş ne demek istedi sizce?
"Gündem öyle hızlı değişiyor ki yetişmek mümkün değil. Tabii bütün bu hızlı değişim içinde değişmeyen tek şey memleketimin irtica gündemi. Cübbeli Ahmet Hoca tefrikalarına her gün bir yenisi ekleniyor...
Sanırsınız, adam hoca değil, Televolelerden çıkmış bir magazin şahsiyeti. Her gazeteye, her dergiye, önüne uzatılan her mikrofona çıkıp beyanat veriyor. Konuştukça kabak çiçeği gibi açılıyor, açıldıkça yanlışlarını artırmaya ve sıkmaya başlıyor. Aslında adi bir vakadan öte bir özelliği olmayan, 3. sayfa haberinden bile kıymetli olmayan bir olay, ne yazık ki `eline, beline ve diline sahip ol` ilkesinin `dil` kısmına uymayan bir `Cübbeli` yüzünden büyüdükçe büyüyor.
Cübbene sarılıp sus artık hoca! Bu kadar konuşmak, Müslümanlığın hangi erdeminden biri? Bir hata yaptın, hatanı kabul et, sessizce çekil köşene. Uzlete gir. Halvete gir. Dua et, başka bir şey yap ama artık lütfen konuşma! Bir rintlik yapıp dervişane bir alçak gönüllülükle, `Evet, cemaatimi hayal kırıklığına uğrattım, belki yaptığım günah değil ama en azından ayıp oldu, özür dilerim` diyeceğine ha bire konuşuyorsun!
Hayır, niyetin ikinci bir Zekeriya Beyaz olmaksa, hiç boşuna uğraşma. Çünkü suyu çıkmış tartışma programlarının seviyesi düşük din yorumcuları kadrosunda boş yer kalmadı. Susmak, bazen büyük fazilet, büyük bir erdemdir. Bir kez de susmayı dene artık. `Söz gümüş ise sükut altındır` vecizesini de mi duymadın? Hala anlamadığın şey şu:
Kimse sana jet-ski`ye bindin diye kızmıyor. Kimse denize girdin diye de sana tepkili değil. Sadece, cemaatine üst perdeden atıp tutarken, `Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı` durumuna düşmen insanları kızdırıyor. Sen, ne İslam`ı ne de Müslümanları temsil ediyorsun.
Hal böyleyken, fetva makamı gibi çıkıp da insanların kafasını karıştıracak fetvalar vermeyi bırak. Seni sevenleri üzdün. Saflığınla, çevrende olup biteni anlamamanla yeni bir 28 Şubat bekleyenlerin ekmeğine yağ sürdün. Bir kanala çıkıyorsun. Karına aldığın saatin fiyatını soranlara `Yok canım 15 bin dolar değil, sadece 5 bin dolara aldım` diyerek özrünün, kabahatinden büyük olduğunu bile fark etmiyorsun. Bu da yetmemiş gibi yeni yeni saçmalıklara geçit veriyorsun. `11 yaşındaki kızımı öpmem, kadınlar konusunda o kadar hassasım` diyerek tuhaf, acaip ve kesinlikle Peygamberin izinden gitmeyen şeyler söylüyorsun. Artık sus...
Senden başka bir şey istemiyoruz!
Bazen bir balyoz teknolojinin bütün sihrini yok eder!
Başbakan Tayyip Erdoğan`ın yaşadığı son skandalda onu makam aracından çıkarmak için balyoz kullanılmasını eleştirenler korumalara pek büyük haksızlık ediyorlar. Makam aracının kilitli kalmasına kadar yapılan her şey eleştirilebilir. Elbette korumalar heyecanlanmamalıydılar, elbette şoför anahtarı içerde unutmamalıydı. Ama bütün bunlar olduktan sonra başbakanı otomobilden çıkarmak için ne yapılabilirdi? İşte bu noktada oradakilerden birinin aklına yandaki inşaattan bir balyoz getirilip camın kırılması gelmiştir ki o anda yapılabilecek en akıllıca şey buydu.
Korumalar o durumda yapılabilecek en akıllıca şeyi yaptılar. Eğer silahla ateş edip otomobilin kapısını kırmayı deneselerdi, Allah korusun, seken kurşunlardan birisi başbakana isabet etseydi ne olacaktı! Böyle bir ihtimali kimse göz ardı edip başbakanın aracına kurşun sıkamazdı. Korumalar o durumda yapılabilecek en makul işi yapmıştır. Buradan şu dersi de çıkarmak lazım:
Kullandığınız teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, öyle anlar olur ki teknoloji hiçbir işe yaramaz, bir balyozun yaradığı kadar. Hatta teknoloji bazen öldürücü bile olur. Eğer başbakanın son teknoloji ürünü otomobili camı balyozla da kırılamayacak kadar sağlam olsaydı teknoloji başbakanı kurtarmak yerine onun ölümüne yol açacaktı. Korumaları eleştirirken bu noktayı da göz ardı etmeyelim.
Nuh GÖNÜLTAŞ
http://www.tumgazeteler.com/?a=1750495